Pages

Subscribe:

7.08.2012

Çok yanlış biliyor olabilirsiniz


Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fırat Bektaş, yılan ısırması veya böcek sokması gibi vakalarda yara bölgesinin kesilerek kanatılması veya yaranın üst kısmından turnike yapılmasının yanlış olduğunu bildirdi.
Doç. Dr. Fırat Bektaş, 

 açıklamada, yaz aylarıyla vatandaşların daha çok doğa yürüyüşlerine çıktıklarını ve piknik yaptıklarını, bu tip yerlerde ise böcek sokması ve yılan ısırıkları ile daha çok karşılaşıldığını ifade etti.

Bu tip durumların bazen ölümcül sonuçlar doğurabildiğine işaret eden Fırat Bektaş, böcek sokması veya yılan ısırıklarına yapılacak yanlış müdahalelerin riskli durumlar yaratabileceğini söyledi. Karşılaşılan durumlarda çoğunlukla ısırılan bölümün kesilerek kanının akıtılması, ısırık bölgesinin üzerinden turnike yapılması gibi bazı yöntemler uygulandığına işaret eden Doç. Dr. Bektaş, bu tip uygulamaların yanlışlığına işaret etti.

Bektaş, şöyle konuştu:
“Yılan ısırığı veya böcek sokmalarının ardından o bölgenin kesilip kanının akıtılması kesilikle doğru değil. Bu, yaranın büyümesine, enfeksiyon oluşmasına neden oluyor. Isırık bölgesini emme de zarar verebiliyor. Hem kan yoluyla bulaşan hastalıklar var hem de ağzın içindeki florayı yaraya enjekte etmiş oluyorsunuz. Bu tip durumlarda önce ısırık bölgesi temiz bir havlu parçası veya gazlı bezle kapatılıp, elastik bir bandajla sarılmalı. Bu yöntemle zehrin dolaşıma geçmesi engellenmeli. Bu sırada ısırık bölgesinin üst kısmına turnike uygulaması da yanlış. Çünkü turnike, uzvun dolaşımını bozar. Örneğin yılan zehri dolaşımı ciddi şekilde etkiler. Uzvu şişirir. Uzuv şiştiği zaman damarsal yapılar da baskıya uğrar. Eğer siz buna bir de turnike eklerseniz, o zaman kangrene kadar giden sorunlarla karşılaşırsınız.”

UZUV HAREKETSİZ BIRAKILMALI

Doç. Dr. Fırat Bektaş, ısırık ve sokmalarda yapılması gereken ilk işin uzvu hareketsiz bırakmak olduğunu bildirdi. Hareketin dolaşımı hızlandıracağını ve zehrin vücuda yayılmasını kolaylaştıracağını anlatan Bektaş, çevresine sert bir cisim sarılarak uzvun hareketsiz hale getirilmesinin de yararlı olacağını dile getirdi.
Isırık bölgesinin kalp seviyesinin üzerinde tutulmasının önemine değinen Doç. Dr. Bektaş, bu yöntemle zehrin kan dolaşıma katılmasının mümkün olduğunca geciktirildiğini, ağrının azaldığını, ayrıca uzvun şişmesinin de önlendiğini anlattı. Bektaş, el ya da kolda meydana gelen ısırık halinde kolun havaya kaldırılması, ayak veya bacakta meydana gelecek ısırıklarda da hastanın yatırılarak ayaklarının yüksekte tutulması gerektiğini bildirdi.

Bektaş, hastanın en kısa sürede hastaneye ulaştırılmasının önemli olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Bazı ısırık türlerinde ani ortaya çıkan alerjik reaksiyon tipleri de oluşabilir. Örneğin solunum güçlüğü yaşanır, dudak ve dilde şişlik meydana gelir. Soluk yolundaki şişlikler, hastanın soluk alıp vermesini engeller. Zaten en korktuğumuz şey de budur. Bu tip durumlarda hasta göz göre göre ölür. Hastanın yakınındaki vatandaşlar kalp masajı yapmayı biliyorlarsa sadece bunu yapabilirler. Bunun dışında hemen 112 acil servisin aranıp yardım istenmesi gerekir. Bu durumlarda ancak profesyonel yardım yapılabilir. Solunumun durmasının yanı sıra tansiyon düşmesine bağlı kalp krizi de yaşanabilir.”

KENEDE TETANOZ RİSKİ

Doç. Dr. Fırat Bektaş, yaz aylarıyla kene ısırması vakalarında da artış yaşandığına değindi. Kene ısırığının Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına neden olduğuna dikkati çeken Bektaş, her kenenin KKKA'ya neden olmayacağının da altını çizdi.

Kene tarafından ısırılan kişinin, keneyi vücudundan çıkarmadan sağlık kuruluşlarına başvurmasının önemli olduğunu kaydeden Doç. Dr. Bektaş, kenenin uzman kişiler tarafından vücuttan çıkarılmasının ardından hastanın takibe alındığını anlattı. Geçmişte olduğu gibi artık keneleri İl Sağlık Müdürlüklerine göndermediklerine dikkati çeken Bektaş, sadece hastayı takip ettiklerini, ateş, döküntü veya kanama gibi bulguların bir hafta ya da 10 gün içinde ortaya çıkması halinde müdahale ettiklerini bildirdi.

Fırat Bektaş, kenenin sadece KKKA değil, aynı zamanda tetanoz açısından da risk taşıdığını belirterek, şöyle konuştu:
“Kene gibi diğer ısırıklarda karşılaşılabilecek en önemli bir bulgu da tetanozdur. Hastalar basit bir ısırığın ardından tetanoz sonucu ölebilirler. Bu kişiler hastaneye geldiklerinde tetanoz aşısı konusunda sorgulanırlar. Çünkü tetanoz mikrobu oksijensiz ortamda yaşar. Yani tetanoz olmak için paslı çivi gerekmez. Tetanoz mikrobu toprakta yaygın şekilde bulunur. Kene gibi böcekler toprakta yaşadıkları için bu mikrobu taşıyabilirler. Vatandaşlar tetanoz aşısı olsalar da bazı durumlarda aşının koruyuculuğu 10 yıl sonra azalabilir. Bu nedenle bize başvuran hastalarda diğer konuları incelediğimiz gibi, tetanoz aşısını da mutlaka inceleriz.”

E-reçete sevildi

      
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı Fatih Acar, bugüne kadar sağlık hizmet sunucularından MEDULA Sistemi'ne girilen e-reçetelerin yüzde 76,19'unun aile hekimlikleri, yüzde 14,59'unun özel hastaneler, yüzde 8,09'unun devlet hastaneleri ve yüzde 1,13'ünün de üniversite hastaneleri tarafından oluşturulduğunu söyledi.
Acar, yaptığı açıklamada, Türkiye açısından son derece önemli olan e-reçete uygulamasını 1 Temmuz itibarıyla hayata geçirdiklerini hatırlattı.
e-reçete uygulamasının doktorlar, eczaneler ve hastalar için birçok kolaylığı barındırdığını ifade eden Acak, “1 Temmuz tarihi çok önemli bir tarihti, burada önemli sıkıntılar yaşanabilirdi ama çok şükür çok ciddi sıkıntılar yaşamadık. Sadece ilk gün, bizim hizmet aldığımız telekomünikasyon firmasının 3 saatten fazla hizmet sunamamasından kaynaklanan, yani SGK ile ilgisi olmayan bir olay nedeniyle biraz sıkıntı yaşadık” dedi.

Bugün gelinen noktada sıkıntıların önemli ölçüde görülmediğini bildiren Acar, şöyle devam etti:
“Bunu zaten her gün takip ediyoruz. 10 büyük ilimizde çalışma ekipleri kurduk, bu arkadaşlarımız sahaya iniyorlar, 10 büyük ilimizdeki fotoğrafı her günün sonunda bana getiriyorlar. Ben de uygulamamızın nasıl olduğunu takip ediyorum. Şu an itibarıyla geldiğimiz noktada, sistem güzel bir şekilde işliyor, devam ediyor. Ama takdir edersiniz, çok önemli, büyük bir sistem, milyonları ilgilendiren bir sistem. Zaman zaman teknik sıkıntılar olabilir, arızalar olabilir ama inşallah sisteme tam anlama geçtiğimizde Türkiye açısından çok önemli bir kazanım gerçekleşmiş olacak.”

DOKTORLARA ÇAĞRI: "ŞİFRELERİNİZİ ALIN"

Haziran ayı ile Eskişehir, Konya ve İstanbul'da başlatılan pilot uygulamanın 13 Haziran'dan sonra Türkiye'ye yayıldığını anımsatan Acar, pilot uygulamanın yürütüldüğü bir aylık süre içerisinde, 1 milyon 629 bin 829 e-reçete üretildiğini açıkladı.

Acar, e-reçete uygulamasını başlatmadan önce tüm doktorlara sistemden şifreleri almaları yönünde çağrıda bulunduklarını, uygulanma başlamadan şifre alan doktor sayısının 50 bin 450 olduğunu bildirdi.

Şu anda 110 bin doktorun aktif olduğunu belirten Fatih Acar, şunları kaydetti:
“110 bin doktorun 71 bin 829'u şifrelerini almışlar. Biz, şifresini almayan diğer doktorlarımıza da en geç 1-2 hafta içerisinde bu şifrelerinizi de alın diyoruz. Uygulamanın e-reçete ve kağıt reçete olarak devam etmesinin nedeni, vatandaşlarımızın bir mağduriyet yaşamamasıdır. Yoksa, SGK olarak 1 Temmuz itibarıyla bu sisteme geçtik. Tüm doktor arkadaşlarımız şifrelerini alsınlar, doktorlarımız bu hassasiyet göstersin.”

"E-REÇETELERİN ECZANELER TARAFINDAN KARŞILAMA ORANI YÜZDE 64"

SGK Başkanı Acar, e-reçete uygulamasının başladığı 1 Temmuz'dan itibaren gerçekleşen rakamlara ilişkin, “1-4 Temmuz 2012 tarihleri arasında toplam 3 milyon 139 bin 160 adet reçete üretilmiş. Bunların 1 milyon 652 bin 253 adedi e-reçete olarak sisteme girilmiş. Yaklaşık yüzde 50 oranında sisteme e-reçete olarak kayıt gerçekleşmiş. Bu, bu kadar kısa sürede sevindirici bir neticedir” dedi.

Sağlık Hizmet Sunucuları tarafından MEDULA Sistemine kaydedilen 1 milyon 652 bin 253 e-reçetenin, 1 milyon 57 bin 386'sının eczaneler tarafından sisteme girildiğini ifade eden Acar, hastaların ilaçlarını sorunsuz bir şekilde aldığına dikkati çekti.

Acar, “Sağlık hizmet sunucularından girilen e-reçetelerin eczaneler tarafından karşılanma oranı yüzde 64 oldu. Bu önemli bir orandır, ama biz istiyoruz ki 1 ay içinde sistemi hep beraber oturtalım” diye konuştu.

81 İLİMİZDE AİLE  HEKİMLİKLERİ TARAFINDAN E-REÇETE YAZILIYOR

e-reçete uygulamasını 1 ay içinde hedeflenen şekilde işletmeyi amaçladıklarını anlatan Acar, bugüne kadar sağlık hizmet sunucularından MEDULA Sistemi'ne girilen e-reçetelerin yüzde 76,19'unun aile hekimlikleri, yüzde 14,59'unun özel hastaneler, yüzde 8,09'unun devlet hastaneleri ve yüzde 1,13'ünün de üniversite hastaneleri tarafından oluşturulduğunu söyledi.

Acar, uygulamaya ilişkin şu bilgileri verdi:
“Şu anda 81 ilimizde aile hekimlikleri tarafından e-reçete yazılıyor. Devlet hastanelerimize bakıldığı zaman, 900 devlet hastanesi olduğu düşünülürse 639 tesiste tam olmasa bile şifre alınmış ve e-reçete yapılabiliyor. Özel hastanelerimizde bin 191 tesiste e-reçete yazılabiliyor, toplam bin 850 tesisimiz var. 88 üniversite hastanemizin 63'ünde e-reçete yazılabiliyor. Bu, 63 üniversitemizin tamamında yüzde 100 e-reçete yazıldığı anlamına gelmiyor. Burada şifre almamış doktorlarımız olabilir. Biz, e-reçete yazılan tüm hastanelerimizdeki şifre almayan doktorlarımızın şifre alarak sisteme girmesini ve hiç sisteme girmeyen hastanelerimizin hazırlıkları yapıp sisteme girmelerini istiyoruz.”

ECZACILAR DA SİSTEMDEN MEMNUN

Türk Eczacıları Birliği (TEB) ile de süreç içinde sık sık görüştüklerini ifade eden Acar, eczacıların da sistemden memnun olduğunu dile getirdi.
Başlangıçta, zaman zaman teknik sorunlar yaşanabileceğine işaret eden Acar, “Eczaneye gidildiği zaman vatandaşımız bazen kısa da olsa beklemek zorunda kalabilir. Muhtemel sorunlar yaşanabilir ama bu çerçevede biraz daha anlayış, hoşgörü bekliyoruz. Çünkü Türkiye açısından önemli bir sistem” dedi.
Acar, e-reçete uygulamasıyla kağıt tasarrufu sağlanacağını, kırtasiye işlemlerinin ve arşiv ihtiyacının ortadan kaldırılacağını, suistimallerin engelleneceğini, hata ve karışıklıkların önüne geçileceğini vurguladı.


7.07.2012

Gençlik iksirinin formülü


Herkes genç kalmanın formülü olsun ister. “Sağlık ve güzellik konularında E=mc2 gibi bir sonuç elde edemezsiniz ama yaklaşırsınız. Buna da içinizdeki çocuğu öldürmeyerek başlayabilirsiniz” diyen Dermatolog Dr. Yasemin Fatih Amato, genç kalmak için bazı önerilerde bulundu.
“Gençlik iksiri formülü nedir?” diye düşünürsek bunun cevabı; spor, düzenli ve sağlıklı beslenmedir. Özellikle spor sırasında mutluluk hormonu salınımı artar. Bazı araştırmalarda ise çikolata yenirken salgılanan hormon ile spor yapılırken ortaya çıkan hormonun aynı olduğu görülmüştür.
Spor yaptıktan sonra iyi bir uyku çekmenin de yaşlanmayı geciktirdiği görülmektedir. Düzenli bir uyku için erken kalkmak, gün içinde durmadan hareketli bir yaşam sürdürmek ve en önemlisi gece belli bir saatten sonra elektronik aletlerden uzak durmak gerekir.
Ayrıca içinizdeki çocuk, bol bol gülüp, hemen affetmeyi bilmeli. Yani sağlıklı kalabilmek için affetmeyi öğrenmeliyiz.
Genç kalmak için beslenmedeki püf noktalar
- Günlük 4- 5 porsiyon civarında meyve ve sebze tüketmeye çalışın. Taze tüketmenizi öneririz.
GENÇ VE SAĞLIKLI KALMAK İSTİYORSANIZ SEBZE TABAĞINDAN OLUŞAN BU TARİF TAM SİZE GÖRE!
- Yemeklerinizdeki yağ miktarını düşürün, bir avucu geçmeyecek şekilde badem, ceviz ve fındık tüketebilirsiniz.
- Günde 2-3 litre su tüketmeye çalışın.
- Haftanın 3 günü balık yemeye gayret edin.
- Tahıl ürünlerinin doğala en yakın olanını tüketin, rafine gıdalardan uzak durun.
Genç kalabilmenin sırrı bu organlara iyi bakmaktan geçiyor:
Kalp: Aşk ile seks gençliğin iksiridir. Sağlıklı beslenmenin dışında düzenli bir cinsel hayat kalp sağlınız için gereklidir. Aynı şekilde günde 1 kadeh içilen kırmızı şarap da damarlarınız için önemlidir. Aşk ve seks stresin olumsuz etkilerini sıfırlar. Çağımızın hastalığını tanımlarken stresi hep anlatıyoruz. Stres kanın pıhtılaşmasına, dolayısıyla da kalp krizine yol açan adrenalin hormonunun yüksek seviyede salgılanmasını sağlar. Bu yüzden mutlu çiftler az stresli uzun ömürlü olurlar.
Kemikler: Spor yaparken kuvvetlendirici egzersizler iskeleti güçlendirir. Çünkü kemiklerimiz 40’lı yaşlardan itibaren her yıl yüzde 1, menopoz ile yüzde 6’lar civarında azalır. Erken önlem ileride kemiklerimizin sağlamlığı için önemlidir.
Dizler: Vücudumuzdaki en hareketli bölgemizdir. Neredeyse onlar kadar fazla çalışan bir organ yoktur. Yaşlandığınızda bile merdivenleri rahat çıkmak istiyorsanız şimdiden onlara özen göstermelisiniz. Hareketsiz kalmak dizlerimizi dinlendirmez aksine daha fazla yorar.
Omurga: Bel ağrısını çekmeyen insan nerdeyse yok gibidir. Zaten yapılan araştırmalarda insanların yüzde 80’nin hayatları boyunca en az bir kez bu ağrıyı çektiğidir. Bu ağrıların çoğunluğu zamanla geçse bile sorunlarla uğraşmamız uzun sürebiliyor. Böyle durumda olan kişiler için pilates birebirdir.
Böbrekler: Bitkisel ürünler vücudumuzda detoks etkisi yaratır. Özellikle böbrekler vücudumuzun arıtma tesisleridir. Üre ve atıkları kandan süzerek, idrar ile birlikte vücut dışına atılmasını sağlarlar.
Karaciğer: Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenlemek, kandaki şeker miktarını ayarlamak, vücuda su üretmek ve daha pek çok görevini yerine getirebilmek için karaciğer 24 saat boyunca durmadan çalışır. Bu sistem aksamaya başladığı andan itibaren iltihaplanma ve siroz gibi rahatsızlıklar meydana gelir.
Genç kalmanın sırrı vücuda spor ve sağlıklı beslenme ile bakmaktır. Bunun dışında büyük bir kısmı psikolojiktir. Psikolojik olarak genç kalabilmek çocuk ruhunuzu kaybetmemekten geçiyor.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız